Skip to main content

Nerede Köfte Yenir?: Köfteci Salih Arslan


Tam da geçen blog yazımda anlattığım olumsuz örnek üzerine bu olumlu örnekten bahsetmek istedim. Dedim ki hep olumsuzluk, hep olumsuzluk nereye kadar...

Köfteci Salih Usta 40 senedir aynı dükkanda ve ilgi alanını hiç dağıtmadan köfte piyaz ve bir iki tatlı çeşidi satıyor. Buraya ilk kez geçen ay bir arkadaşımla buluşmaya gitmiştim ancak o gün tatma şansım olmamıştı. Lakin mekanın nasıl bir lezzet deneyimi yaşatacağı, ortamın enerjisinden ve ocaktan gelen kokularda da belliydi. Ben de mekanın coğrafi pozisyonunu beynime işlemiştim o gün.

Neyse ki bugün o taraflara ( Kestane Pazarı Camisi dolayları) yolum düştü ve bilinçaltımdan bir ses bana oraya gitmemi söyledi. Bilinçaltıma buradan teşekkür etmek isterim... Gerçekten ustalık ve deneyim bambaşka birşey. 

Her lokanta gibi buranın da kendine has raconları var gitmeden önce bilmek lazım. Şef garson soruyor: "Yağlıyalım mı?"... Bu demek oluyor ki serviste yanında gelecek olan ekmekler yağlansın mı. Kalori hesabı yapmıyorsanız kesinlikle "Yağlayın" diye cevap verin, ama tabi benim gibi malca "nasıl yani anlayamadım" demeyin :) . Adamlar basit bir düzenek yapmışlar; köftelerin piştiği ızgara yaklaşık 30 derece eğimli ve eğimin alçakta kalan kısmındaki ayrı bir düz ızgaraya pişen köftelerin yağları akıyor. Ekmekler de burada yağlanıyor. Et kaliteli ve katkısız olduğundan gayet lezzetli oluyor yağlanan ekmekler de. 

Piyazını yemedim ancak çok güzel olduğu belli zira müşterilerin %80 i (ki sanırım bunlar zaten buranın müdavimleri) piyaz mutlaka yiyorlar. Ben de mekanın malı olarak yoğurttan yana tercihimi kullandım ancak sürekli sikko pastörize yoğurtlardan yediğimizden bu yoğurt bana baya bir ekşi geldi. Ancak ekşi yoğurt sevenler yoğurdunun da tadına bakabilir. 

İşte böyle sevgili dostlar. Yemek diye olmadık şeyleri satan ama yine de para kazanan, işi tamamen ticarete dökmüş , yemek kültürünün Y'sinden habersiz olsa olsa bir işadamı olabilecek binlercesinin arasında sayıları hızla azalan Salih Usta gibilerinin neslini sonundan da olsa yakaladığımız için şanslıyız. Ama bizden sonraki nesil(ler) ne yazık ki bunu büyük ihtimalle bilemeyecek(ler). Tabi ki eğer küresel bir ekonomi devrimi gerçekleşmezse...

Comments

Popular posts from this blog

LaTeX'te Sunum Hazırlamak

Latex'i kullanarak projeksiyon cihazlarında sunulmaya yönelik çok güzel sunumlar hazırlamak mümkün olmaktadır. Oluşturulan dosya PDF olduğundan ve her işletim sisteminde (linux, mac os, unix, windows vs.) en azından bir tane PDF okuyucu program olduğundan, hazırlanan sunumların taşınabilirliği de azami seviyede olmaktadır. Tabi ki latex'in en üstün olduğu nokta olan mükemmel fontlar ve matematiksel denklem yazılımları latex'te hazırlanan sunumlar için de geçerli olmaktadır. Aşağıdaki linklerden indireceğiniz pakette örnek sunuma ait gerekli dosyaları bulabilirsiniz. Daha ayrıntılı bilgi almak isterseniz bana ulaşabilirsiniz.
Link : DROPBOX

Hazırladığım örnek sunumun slaytları şu şekilde:





















Mint Linux Masaüstü Font Rengini Değiştirmek

Vallaha Mint Linux'tan halen memnunum. Yapmak isteyip de yapamadığım bir şey çıkmadı henüz. Olursa o konuda da bilgi vermek isterim.
XFCE masaüstü arayüzünü kullanan mint linux günümüz Ubuntu sürümleri ile gelen arayüzler düşünüldüğünde çok sade kalıyor. Ancak bu sadeliği benim gibi birçok görece "yaşlı" insanın da tercih edebileceğini düşünüyorum. Kafa rahat böyle ohhh!
Neyse... Gene de tabi insan biraz masaüstüne ayar vermek istiyor. Ben masaüstümde o günlerde ilgi duyduğum filmlerdeki kahramanların resimlerini koymayı severim. Bu aralar da favorim "the Hobbit" filmi olduğu için, internette sıklıkla kullanılan bir duvar kağıdını kullanmak istedim. Ancak duvar kağıdı koyu renkliydi ve masaüstü simgelerine ait yazılar siyah olduğundan duvar kağıdı üzerinde görünmüyordu. Bunu değiştirmek  "ayarlar->kişiselleştir->..." gibi tarif edilebilecek bir şey olmadığından buraya not düşmeyi uygun gördüm. Zaten öncelikle kendime bir şeyler hatırlatmasını iste…

Bir Kitap Eleştirisi: "Gölgelerin Kaderi"

Ben ne anlarım kitap eleştirmekten aslında ama sonuçta kitabın yazarı insanın samimi bir arkadaşı olunca dedim ki madem adam kitap yazmaya cüret etmiş ben de eleştirmeye cüret edebilirim :)
Bilim-kurgu türünde eserlere oldum olası çok düşkün olduğunu bildiğim çok değerli arkadaşım Erdem Akagündüz ( hadi bundan sonra kendisine  Yazar diyelim) çok sevdiği türde bir hikaye kaleme almış. Temeli oynanmış bir FRP oyununa dayanan bu hikaye bilim kurgu türünü seven kişilerin, hele ki Star Wars evrenine aşina kişilerin ister istemez ilgisini çekebilecek ana hikayeye paralel güzel bir hikaye. Ancak yazının geri kalanında hikayeye ilişkin sürprizbozanlar olabileceği konsunda kendi okuyucumu da uyarmak isterim.
Bildiğim kadarıyla bir iki temel bilgi vermek isterim öncelikle FRP hakkında:
90'lı yıllardan sonra doğan gençlere  FRP  (fantasy role playing) ya da RPG (role playing game) nedir diye sorarsanız haklı olarak birçoğu bunu MMOG  (Massively multiplayer online game)   ile özdeşleştirerek…